‘Ceren MUSAAĞAOĞLU’ Arşivi

TAYLAND

Perşembe, Temmuz 10th, 2008

Iki ayin sonunda tekrar Tayland’a donmek cok sasirtici bir deneyim. Ilk gelisinizde cok kirli, gurultulu ve karmasik gorunen bu ulke, iki aylik seyahat tecrubesinden sonra gercekten uzak dogunun incisi gibi parliyor. Benim de Tayland’a geri donusum muazzam oldu. Sinir kentinden baskent Bangkok’a klimali luks otobus esliginde (inanamayarak ve her 5 dakikada bir yanimdakilere “ne kadar modern” diyerek: bizdeki “oz hakiki” turizm’ler yaninda saray kalir bu arada) 4 saatte vardim. Utanarak itiraf ediyorum ki, o gece yaklasik 2 aydan sonra ilk defa batili yemegi yemek uzere kendimi PizzaHut’a attim. Peynir ve sut urunu bulmak uzakdoguda bir sorun. PizzaHut’ta peynire, daha sonra markette litre litre sutlere saldiran ben ve bir kisim Hollandali disinda bu ulkede kimse sut urunlerini almiyor, cunku sindirim sistemleri musait degil. Yaptigim kahvaltida sut istedigimde “sut muuuu? hemde tam bir bardak mi???” diyen garsonlar oldu. Yani sut-kolikseniz, uzakdogu’da hayat ciddi zor!

 

(Yazının devamı…)

VİETNAM

Perşembe, Temmuz 10th, 2008

Laos’un kıvrımlı kıvrımlı yollarından geçip, Vietnam sinirindan içeri girdigimizde 5 kisiydik: Birlesmis Milletler heyeti misali, Ingilizler Fransizlar Almanlar ve ben. Sonrasi ise… tam 2 gunde sadece 140 kilometre gecebildim! Sinirda mafya misali iki aile var, (buyuk olasilikla Giovanniler ve Luciattolar) birinin minibusu, digerinin otobusu var. Ikisi de uzun ugraslar sonucu 140 dolara sadece 50 kilometrelik yolu gitmeye ikna oldular, ki bu fiyata Laostan Vietnama ucakla gidebiliyorsun. Bu arada kim goturecek kavgasi cikti ve sonunda kimse goturmemeye karar verdi! Bu nasil bir mantik demeyin, Vietnamdaki 2 gunden sonra: Bu ulkede mantik yok. Biz de bu mafya koyunde kalacagimiza - cunku hangi gun gidecegimiz belli degil - yururuz daha iyi deyip, kendimizi yagmur ormanlarinin icine attik!

 

(Yazının devamı…)

LAOS

Perşembe, Temmuz 10th, 2008

Uzun yillardir gormeyi istedigim, haritalar arasinda saatlerimi harcayarak hayalini kurdugum ve seyahat planimda en ust siralarda yer alan ulkelerden birinde: Laos’tayim! Tayland sinirini gectikten sonra, Mekong Nehri uzerinde iki gun suren tekne yolculugu sonrasinda ulastigim Laos’un dunya mirasi listesindeki altin kenti Luang Pragbang ilk duragim. Tayland’in korkunc karmasasi ve cocuk pornosu turizmi, uzerinize uzerinize gelen masajci kizlar tam dort gun geride kaldi. Tayland’in kuzeyinden Chiang Khong’dan Laos’un sinir kasabasi Huay Xai’ye Mekong nehri uzerinden gecer gecmez, aradaki farki anliyorsunuz. Tayland’da beyaz adamin etkisi anlatamayacagim boyutlarda, ve her acidan bu guzel ulkeyi korozyona ugratmis durumda. Her gecen sene gerek Tay kulturu gerekse doga tukeniyor. O guzel guleryuzlu insanlarin yerini bize ayakli cuzdanlar olarak bakan garip bir irk almis. Laos’a bir tas atimi uzaklikta ama cok farkli.

 

(Yazının devamı…)

KAMBOÇYA

Pazartesi, Temmuz 7th, 2008

Kambocya sinirinda teknenin kaptanına pasaportunu veriyorsun, ne sinir polisine gorunuyorsun, ne bavuluna bakiliyor, 1 saat sonra vizeli pasaportunu aliyorsun, bir baska tekneye binip PhnomPenh’e dogru yola cikiyorsun. Inanilmaz, Kambocya’dayim!!!! Yine guler yuzlu, sakin insanlarin arasindayim!

 

(Yazının devamı…)

İSRAİL-FİLİSTİN

Pazartesi, Temmuz 7th, 2008

İsrail’de bağımsız gezen bir turist olmanın ne denli zorlu bir mücadele olduğunu, daha İstanbul Atatürk Havaalanı’nda güvenlik kontrolü sırasında tüm bavulum alt üst edilirken ve yanımda taşıdığım bisküviler “şüpheli” bulunurken anlıyorum. Tek başıma, kız başıma, hem de kısacık boyuma bakmadan; içinde insanların kendini havaya uçurduğu, evlere tankların girdiği karma karışık o yerde, Orta Doğu’nun tam göbeğinde ne işim var?!

 

(Yazının devamı…)

FAS

Pazartesi, Temmuz 7th, 2008

Yaz sıcakları bastırmadan görülebilecek ülkelerden biri de; kalabalık sokakları, rengarenk pazar yerleri ve güler yüzlü insanları ile Fas. Üstelik bu ülke, bitmek bilmeyen çöllerle karşılaşacağını sanan bizleri, rengarenk bahar çiçekleri ve serin ormanlık alanları ile şaşırtıyor!

 

(Yazının devamı…)

Mavi Cennet: Sharm El-Sheikh, Mısır

Pazartesi, Şubat 11th, 2008

Sonbaharın kendini açıkça hissettirmeye başladığı, hafif esintili, kızıl bir İstanbul akşamında yanımda el bagajı olarak sadece “kıymetli” paletlerim, not defterim ve uçuş belgelerimle yine yollara düşüyorum. Hedef: 2001 yılında UNESCO tarafından barış şehri ilan edilen Mısır’ın incisi Sharm El-Sheikh. Yıllar önce beni büyüleyen klasik Mısır gezimde (Piramitler, Krallar Vadisi, bedevi yaşamı, papirüs atölyeleri ve Kahire’nin mistik El-Khalili hanı) Sharm’a sadece 3 gün ayırabilmiş ve kalbimi bu şehirde bırakarak dönmüştüm. Bu sefer tüm ilgimi Kızıl Deniz’e, rengarenk resiflere ve inanılmaz güzellikteki deniz canlılarına vereceğim. Bu seferki bir yol hikayesi değil, bir derin mavi hikayesi.. (Yazının devamı…)

Çöldeki İnci: Umman

Pazartesi, Şubat 11th, 2008

Havaalanına doğru giderken şöförümüz gece kar beklendiğini söylüyor. Ocak ayındayız ve ben bir kaç saat sonra Arap Yarımadası’nın Güneydoğu ucunda, 25 derecelerde seyreden Umman’da olacağım.

(Yazının devamı…)

Beyaz-Gri bir ülke: Rusya

Pazartesi, Şubat 11th, 2008

Saat henüz öğleden sonra üç ama iyiden iyiye karardı hava, üstelik mezarlıkta bulunmak duruma iyice kasvetli bir bakış açısı katıyor. Ellerim iki kat yün eldivenin altında sızlamaya başladı ve yarım saatte bir tuvalete gitme ihtiyacı içindeyim. Yün beremin altından sadece gözlerimi kıpırdatarak mezarlıktaki diğer insanlara bakıyorum: Burada ne işimiz var? Bu buz gibi havada, bu kararmaya başlayan gri gökyüzünün altında, bu asık suratlı mezar bekçisinin etrafında ne yapıyoruz biz?

(Yazının devamı…)