Cengiz Kağan’ın Çocukları
1. BÖLÜM
Ulanbator
Orta Asya’nın bir parçası var ki, bu topraklarda sükûneti, huzuru, hayatin nimetlerine şükretmemeği ve zamanın durduğunu hissetmemek elde değil. Uçsuz bucaksız bozkırlarıyla, güneşin hep içinizi ısıttığı, mavi gökyüzünün sizi sarmaladığı, coğrafya ve iklim şartlarının doruklarda seyirdigi, Yörük yaşamın anavatanı, ekmekleri olan sürülerine, topraklarına saygılı insanlarıyla, geçmiş yüzyılları bugüne taşıyan doğal hayat tarzlarıyla, dünyamıza minimum zararı veren hakkı ile bu toprakların efendileri Moğollar ve vatanları Moğolistan beni sarmaladı yüreğime minik minik mutluluk, umut ve farklı bir bakış bıraktı.
Son yıllarda düzenimi yasam tarzımı ailevi sorumluluklarımın bana düşen bölümünü yerine getirebilme doyumu ile yaşamımda - yapılacaklar listesinde- öncelik verdiğim, hep yani başımda hissettiğim, çocukluğumdan beri içimde olan beni isime, yaşamıma daha çok bağlayan renk katan öğe- yeni yerler, yasamlar keşfetme sevdası bitmedi, bitmesin de…
İşte son yıllarda beni çağıran Mogalistan da yani başımda, sırada bekliyordu, hep erteledim nedeni ise o topraklardaki yolculuk ve iklim şartlarının kisin daha zor koşullarda olmasındandı dilediğim köşelerine varamama endişesi idi, isim nedeni ile yazları gidemediğim bu ülke artik kafamın içinde donup durunca mayıs ayında aldığım karar ile kasım –Aralık 2008 tarihinde gerçekleşerek hayatıma eklendi. .
Mogalistan a gitmeden önce yaptığım net araştırmalarımda ülkesi hakkında Türkçe web sitesi hazırlamış yüzünü bile görmediğim genç bir Moğol ile dostluk kurmuştum, bu kişi ülkemizde Eskisehir üniversitesinde eğitimini o yaz tamamlamış ve memleketine, Ulanbator’a geri dönen Moğol Bolar kardeşimdi, havaalanına ayak bastığım ilk sabah annesi ve Bolar sıcak bir karşılama ile beni almaya gelmişlerdi, Bu aile ile baskentte üç gün kaldim, iki odali dairelerinde bir odayi sadece bana taksim ettiler. İlk günümde onuruma ülkelerinde pahalı olan taze meyvelerle donatılmış mutfak masasının basında annenin pıtır pıtır hep bir şeyler hazırlayıp pişirmesini, özel günlerde misafirlere hazırladıkları koyun etli buharda pişen bouz böreğinin yapılışını, Bolor’un çok güzel Türkçesi sayesinde ailesi ile tercümeli sohbetlerimizi asla unutmayacağım.
Başkent Ulanbator, 2,7 milyon olan tüm ülke nüfusunun 1 milyonu aşkın halkını barındırıyor bu yoğunluğun son yıllarda hızlı artısı şehir merkezinin eteklerinde kurulan ger –Yörük çadırlarından, lokal lokantalarda yemek yerken çok fakir, çoğunun şehir sokaklarında yasayan evsiz kişilerin birilerinden arta kalan yemekleri istemesinden anlayabiliyorsunuz, gerçi bu dünyanın her büyük şehrindeki acı görüntüdür bunu biliyorum ancak Fethiye gibi bir yerde uzun sure böyle şeyleri görmeyince birden insani çarpıyor iste.
Bu şehirdeki hızlı nüfus göçünün nedeni her yerde olduğu gibi ekonomik neden, son yıllarda ardı ardına ve günlerce süren, yaşanan çetin kışlar, örneğin 2001 kışında -57 C düşen hava şartları herkesin sürülerini kaybetmesine ülke topraklarındaki hayvancılığın üçte birinin açlıktan soğuktan ölmesine neden olmuş, bu insanları çaresizlik içinde bırakıp çok az sayıdaki şehir veya kasabalara göçe sürüklemiş. Ülke halkının yarısından çoğu ger – tek odadan ibaret hayvan yününden yapılan keçe çadırlarda yaşıyor bu çadırların içi yanan sobanın sıcaklığıyla bu ülkedeki soğuklara en iyi çare. Ancak surun yoksa bozkırlardaki tek yakıt hayvanin tezeği de yok demek oluyor.
Başkent Rus döneminde yapılan kutu gibi beton apartmanlarla dolu 2 veya 3 odadan ibaret minik dailerinde yaşanıyor. Karşılaştırma yapmam gerekirse iyi bir daire değil ise ki bunlar az sayıda, ger çadırında yaşam çok daha iyi.
Şehrin yanı başındaki Ulanbato termik santralinin tüten dumanı, gerlerden çıkan soba dumanı ve trafiğin egzozuyla hava kirliliği olan bir kent, bana İstanbul un 80li yıllardaki yoğun kirliliğini, kömür kokusunu hatırlattı.
Dünyanın en soğuk başkenti diyorlar bu kentte, evet doğrudur. Buna rağmen gittiğiniz tüm iç mekânlar sıcacık, tüm şehir, merkezi ısıtma sistemiyle ısınıyor. Ülkenin kömür rezervi oldukça çok zaten, uzun yıllar hiç bir sıkıntıları olmayacağa benziyor. Ancak zaman zaman gelen talebe yetmeyen elektrik kesintileri de olmuyor değil.
Bu şehirde turistlerin aradığı birçok modern yeme içme mekânları var, yasayan çalışan yabancı uyruklular da. Yürüyerek tamamlayabileceğiniz şehir merkezinde 6 tane irish pub in olması gibi… Buna benzer mekânları daha çok genç yerli sofistike bayan -erkek Moğollarla dolu gördüm, Özellikle şehirli bayanların çok bakımlı ve üstüne basarak ama yanlış ima vermeden söyleyerek, çok güzel olduklarını söyleyeceğim bunu tanıştığım tüm Moğol bayanlara da söylemekten kendimi alamadım, bir akşam Moğol ve farklı ülke gezginleri ile bir barda buluştuğumuzda şimdiye kadar gördüğüm en güzel yüzlü bayanı gördüm ve kendisine ne kadar güzel olduğunu da söylemeden edemedim. Bayan güzelliği kadar da mutaviziydi.
İlk günlerimde bu şehirde iken bir şey daha dikkatimi çekti –kadının adi var— cümlesi kafamda çınladı durdu, ilk şehri turlama günümden sonra aksam bindiğim taksi şoförü bayandı, daha sonra Gobi çölünde olsun orta bolümde veya taa kuzeyde donmuş golün eteğinde olsun nereye gidersem gideyim şehir, bozkır, ovalar neresi olursa olsun— bu ülkede kadının adi var—cümlesini hep çınlattığım anlara şahit oldum ve inanın hiç ummadığım bu kültürel olgularına hayranlıkla bas eğip selam verdim.
Kadın apartman iskelelerinde boyacı, kadın taksi şoförü, kadın petrol istasyonunda size benzin veren, kadın restoranlarda size yemek pişiren, kadın size servis yapan garson, kadın en sofistike barlarda size içki sunan, kadın pazarcı, kadın kaldığınız pansiyonların patronu, kadın ofislerin en çalışkanları, kadın gabi de deveyi Sagan, kadın süpermarketlerde çalışan, kadın çocuğuna İngilizce öğreten, kadın ger çadırında kocasına çocuğun altına bak diyebilen, kadın evde tek ehliyeti olabilen, kadın kaldığım ev-pansiyonunda tek İngilizce bilen, kadın kasap, kadın minibüs muavini, kadın müzelerde çalışan, vs diye çok uzun gidiyor. Son 15 yılın ekonomik zorluklarıyla kadının her is sektöründe çalışması gerekmiş deniyor ancak bozkırlardaki kadın yerinin de çok önemi olduğunu görünce bunun temelde var olduğuna inanıyorum
Moğol yemekleri et ve hamur ağırlıklıdır bıkarsanız ulanbatirda çeşit var cin, Japon, çek, Kore, Fransız, irisi, batili hamburger pizza- fastfood vs (mcdonald yok, Yuppiii diyorum) ancak bozkırlarda seçeneğiniz yok vejetaryansaniz yandınız. Bu şehirde konaklamalar başka başkentlere göre çok değil ama gelen turiste yanıt verecek şekilde. Ancak bu çeşitlilik sadece şehirde geçerli kırsal bölgelere acılınca bulunduğunuz yerde ne pişerse veya kaldınız ger ve aile ne pişirirse onu yemeye hazır olun ne pişerse pişsin kesinlikle yüzde yüz organik sade. Organik konusuna bozkırlara açıldığım anları anlatırken tekrar değineceğim.
Şehrin candamar noktası Sukbaatar meydanî bu geniş meydanda parlamento binası oldukça görkemli görünüyor hemen önünde meydanın ortasında 1921 de ülkeyi devrime taşıyan Çinlilerden egemenliklerini kazandıran damdın Sukbaatar in heykeli var. Bolar kardeşim –*bu bizim Atatürk’ümüzdür demişti. Parlamento binasına tırmanan basamak basında kara bir görüntüde gücünü kuvvetini gösterircesine oturtulmuş, koca bir servet harcanarak yapılmış görkemli Timuçin Cengiz Kaan’in bronz heykeli gelip gecene bakarak iste bunlar benim torunlarım dercesine meydanın, ülkenin gururu ve adeta gücün kuvvetin sembolü.
Tarih de yazar Cengiz Kaan ve İmparatorluğunun toprakları bugüne kadar gelmiş geçmiş en büyük en kuvvetli imparatorluğudur. Bugün onun doğup büyüdüğü bati bölgesindeki Kenti hala Moğol toprakları içinde.
Şehirde gezdiğim müzeleri manastırları pazarını çocuk yurduna ziyaretimi konularıyla alakalı ayrı bölümlerde anlatacağım.
Üç günden sonra asil gitme nedenlerimden olan orta Mogalistan bozkırları, Yörükler ve Gobi çölü için yolculuk hazırlıklarına başladığımda bozkırlara ulaşmanın bir izlekten ibaret olduğunu, bu bozkırlara ancak özel taşıtlarla yönü yolu bilenle gidilebileceğini, kışları ancak birkaç turist toplanıp organize olarak yapabileceğimizi öğrendim, kisin turist azlığı nedeniyle bir pansiyonun organizasyonu ile isteğimize göre bir rota hazırladık Rus tipi taka Van, şoför ve rehberle 12 günlük güney gabi ye kadar inen çember bir geziyi planladık.
Devamı yakında.
Mel Melahat Özşimşek
The Mountain Lodge
Tlos / Fethiye / Turkey



