KENYA TANZANYA ZANZİBAR
1. GÜN 13 Temmuz
Kenya vizesini hava alanından 25 USD karşılığı kolaylıkla aldım (transit geçiş vize ücreti 10 USD) Kenyadan Tanzanyaya geçip tekrar geri döneceğim için vize başvuru formunda “çoklu giriş” talep etmeme rağman vizeyi “tek giriş” için tanzim ettiklerini daha sonra farkettim.
Gün kaybetmeden Nairobi’den Masai Mara’ ya (MM) yola çıktık. Grubumuzda 23- 24 yaşlarındaki fransız çift Daniel-Christina, amerikalı Christina ve ben olmak üzere dört kişiydik. Tur boyunca uyumlu bir gurup olmak safarinin keyfini bir kat arttırdı. Fransız çift turdan önce Arusha’da Klimanjaro tırmanışına katılmışlardı. 8 günlük tırmanışla 5895 metrelik zirveye tırmanıp inmişlerdi. Christina ise eğitim gönüllüsü olarak 3 aydır Kenyada bulunan bir doktordu.
Saat 13:00 sularında kamp alanına vardık. Çadırlarımızda yataklarımız, duş ve tuvaletimiz vardı. Sabah çok zengin olmasa da açık büfe kahvaltı (omlet, haşlama patates, yağ, reçel, çay, kahve), gün içinde çay-kahve servisi, akşam yine mütevazi bir açık büfe akşam yemeği servisi aldığımız kamptan memnun kaldım.
Kısa bir dinlenmeden sonra ilk turumuz için MM’ya yola çıkıp 10-15 dakika içinde giriş kapısına ulaştık. Girişten 100-150 metre sonra tompson ceylanlarını ve zebraları gördüğümüzde heyecanlandık, fakat günler geçtikçe bu hayvanlar için durksamadık bile. Bir süre sonra birkaç minibüsün olduğu yerde ilginç birşeyler olduğunu anladık. Uçarak o bölgeye giden akbabalar merakımızı daha da arttırdı. Minibüslerin yanına ulaştığımızda oldukça şanslı olduğumuzu gördük. Üç adet çakal bir tompson ceylanını avlamış ve yemeye başlamışlardı. Akbabalar ise artıkları bir an önce yemek için çakalları taciz ediyorlardı. 10-15 dakika önce yaşanan avlanma sahnesini görmek için çok şanslı olmak gerektiğini şoförümüzden öğrendik. Biraz daha ilerlediğimizde yanlız bir erkek fil gördük. (Erkek olduğu çok bariz bir şekilde belliydi) Filler yerdeki otları koparmak için önce hortumlarıyla otun üst kısmından tutuyorlar, daha sonra ayağıyla dibine vurarak otu kökünden kolayca kopartıyorlardı. Çok akıllıca bir davranış…
İlk turumuzu öğlene doğru tamamladıktan sonra öğle yemeği için kamp alanımıza döndük. Öğle yemeğinde de mütevazi bir açık büfe servisi vardı. Ardından içilen kahve oldukça dinlendirici oldu. Bir süre dinlendikten sonra tekrar kısa bir tur için çıkıldı. Bu turda da bir ağacın dibinde yatan aslanları görünce epey heyecanlandık. Ne de olsa vahşi doğada ilk kez aslan görüyorduk. Diğer turist minibüsleri ile birlikte bir süre aslanları izleyip bol bol fotoğraf çektikten sonra akşama doğru kamp alanına tekrar döndük.
Akşam yemeğinde, özel bir program vardı. Bizlerden önce kamp alanına gelen kişilerin sırtlarında gördüğümüz kırmızı masai battaniyelerinden bizlere de giydirildi ve kamp alanının aşağı kısmında kurulmuş olan yemek bölümüne geçtik. Gecenin özel yemeği mangalda masai usulü kızartılmış keçi eti idi. Ben keçi etinden pek hoşlanmayacağımı düşünerek menüdeki diğer yemekleri tercih ettim. Çapati adlı yemek, bizim köy bazlamalarına çok benziyordu ve bol bol yedim. Ugali adlı mısır lapasına benzeyen yemeğin bir tadına baktıktan sonra tatil boyunca bir daha yanına bile yaklaşmadım. Salata olarak ince kıyılmış lahana vardı, fena değildi. Haşlanmış patates ve haşlanmış sebze genel olarak tercih ettiğim yemekler oldu. Şimdi düşünüyorum da, keçinin tadına bir bakılabilirmiş…
2. GÜN 14 Temmuz
Bu gün programımız tam gün game-drive yapmak. 7:30 gibi kahvaltımızı tamamlayıp parka doğru yola çıktık. Öğle yemeğini kumanyalarla geçiştireceğimiz için milli parkın içinde epey açılabileceğiz.
Yine birkaç aracın toplandığı yere gidince iki erkek iki dişiden oluşan farklı bir aslan gurubu gördük. Bölgedeki aslanlar çok bakımlı ve güçlü görünüyorlar. Yiyecek sıkıntıları çekmeyen bu hayvanlara ormanın kralı ünvanı oldukça yakışıyor. Hayvanat bahçelerinde gördüğümüz hayattan bezmiş aslanlar ile buradaki mağrur hayvanlar arasında çok fark var. İki erkek aslanı dövüşürken seyretmek müthiş olurdu sanırım…
Belgesellerde sık sık gösterilen büyük göç sırasında öküz başlı antilopların geçmek zorunda kaldıkları ve bir çoğunun da telef olduğu mara nehrine vardığımızda nehir kenarında yatan su aygırlarını gördük. Koruculardan biri bizi timsahların bulunduğu yere 5-10 dakikalık bir yürüyüşle götürebileceğini söylediyse de gitmeye gerek duymadık. Suyun içinde sadece gözleri ve kulakları görünen su aygırlarının çok tembel görünmelerine karşın turistler için aslanlardan daha tehlikeli olduklarını öğrendik. Özellikle küçük yavrusu olan anne su aygırlarının hızla koşarak turist öldürdükleri ve fazla yaklaşmamamız gerektiği söylendi.
Bu arada “büyük göç” olarak adlandırılan göç hareketine şahit olduk. Serengetinin güneyinden başlayıp masai mara’nın kuzeyine kadar ilerledikten sonra doğuya doğru bir yay çizerek tekrar güney serengetiye dönülen bu göçe katılan hayvanların büyük çoğunluğu öküz başlı antiloplar olmakla birlikte mandalar, zebralar ve bazı antilop türleri de göçe eşlik ediyordu. Toplamda yüzbinlerce hayvanın katıldığı bu göçün onbinlerce hayvandan oluşan bir kısmını görmek güzel bir deneyim oldu.
Kızartılmış tavuk budu, çapati, muz, bisküvi ve meyve suyundan oluşan öğle yemeğimizi mara nehri kıyısında yedikten sonra turumuza devam ettik. Bu arada zürafa, çeşitli antilop türleri, manda, yaban domuzu vb. hayvanları görüp bol bol fotoğraf çektik. Bir yol kavşağına geldiğimizde kavşağın ortasındaki ilginç şekilli taşın Kenya-Tanzanya sınırını belirttiğini öğrendik ve Tanzanyaya geçtik. Normal sınırdan geçilirken vize alınması gerektiğine göre, parkın Tanzanya tarafından çıkılması durumunda vize sorunu yaşanabilir.
Tam gün turumuz 16:00 gibi kamp alanına dönüşümüzle sonlandı. Sonrası akşam yemeği, kahve ve sohbetle geçti.
3. GÜN 15 Temmuz
Bu sabah erken game drive yapmak üzere 6:30 ‘da kahvaltı yapmadan parka girdik. Hayvanların günün erken saatlerinde avlanarak gün ortasında uyukladıklarını düşündüğümüz için, ilginç sahneler görmek açısından bu erken saatlerden oldukça umutluyduk.
6:30-9:00 saatleri arasındaki turumuz sırasında zürafa, aslan, çakal, devekuşu, antilop vb. hayvanlardan bolca görmemize rağmen canlı bir av sahnesi görecek kadar şanslı değildik. 9:00 gibi kampa dönüp kahvaltımızı yaptıktan sonra kahve odasında dinlenmeye çekildim.
16:00-18:30 arasında ise tekrar bir tura çıktık. Bu tur sırasında da bolca hayvan görmekle birlikte canlı bir av sahnesi göremedik.
4. GÜN 16 Temmuz
Bu sabah da, daha önce tur operatörümüz ile anlaştığımız şekilde ikinci bir “erken sabah turu” gerçekleştirdik. 6:30-11:00 saatleri arasında gerçekleştirdiğimiz bu tur sırasında siyah gergedan görecek kadar şanslıydık. Şoförümüz uzaktan gördüğü bir siyah geregedanın dere yatağından geçerek çıkacağı yolunu tahmin ederek hızla hareket etti ve çevreden dolaşarak yola gergedandan önce vardı. Gergedan kuru dere yatağından geçipte karşısında bizi gördüğünde önce şaşırıp bir süre duraksadı. Daha sonra kenara doğru biraz koşturduktan sonra geldiği yöne geri dönerek tepenin üzerinde kayboldu. Bu karşılaşmada siyah gergedanların oldukça utangaç olduklarını öğrenmiş olduk.
Bu tur masai mara daki son turumuz oldu ve kamp alanından çıkışımızı yaparak Lake Nakuru’ya gitmek üzere yola koyulduk. Öğle yemeği için duraksadığımız kasabada Christina turdan ayrıldı. 5-6 saat sürek bir yolculukla Nakuru yakınlarındaki Stehm oteldeki odamıza yerleştik. Otel bölgenin iyi bir oteli gibi görünmesina karşın odam pek konforlu değil ve oldukça gürültülüydü. Odam lokanta-bar kısmına çok yakındı ve müzik geç saatlere kadar sürdü.
Odada bulunan televizyon ancak birkaç kanalı çekiyordu. Duşta su az akıyordu ve soğutu. 15-20 dakika kadar suyu akıttıktan sonra biraz ısındığında duşumu alabildim. Yemekten sonra odama çekilip üflesen yıkılacak gibi duran kapının arkasına sandalyeyi koyduktan sonra uyumaya çalıştım.
YAZININ DEVAMI İÇİN “PAGE 2″Yİ TIKLAYINIZ…
