KENYA TANZANYA ZANZİBAR

5. GÜN                   17 Temmuz

Sabah 6:30 gibi uyanıp kahvaltımızı yaptıktan sonra Lake Nakuru milli parkına gitmek üzere yola çıktık. Saat 7:30 gibi milli parka vardık. Milli park çeşitlilik açısından oldukça zengin bir ortam oluşturmuştu. Parkın girişindeki kulübenin üzerinde iki adet küçük asya maymunu duruyordu. Parkın içine doğru ilerlediğimde yolun kenarında pek çok babunun bulunduğunu gördük. Yaşlıcı, genci, bebeği pek çok babun yol kenarında toplanmışlardı. Işık yetersiz olduğu için fotoğraf için pek uygun olmamakla birlikte burada güzel fotoğraflar çekilebilir.
Gölde ise onbinlerce flamingo, pelikan, balıkçıl, karabatak, leylek vb. kuş bulunuyordu. Bu kadar kuş doğal olarak gölün çevresinde pis kokulu bir çamur oluşturmuştu. Flamingo fotoğrafları çekmek için çok güzel bir ortam.

xdsc08329.jpg

Göldeki kuşların yanısıra çevresindeki ormanlık alanda çok çeşitli hayvanlar bulunuyordu. Daha dar bir alanda çok sayıda hayvan bulunduğundan pek çok hayvanı yakından görme şansımız oldu. Masai Mara ‘da uzaktan görebildiğimiz sırtlanlar yolun kenarında bizden pek de rahatsız olmadan yatıyorlardı. Ya da 4-5 kişilik guruplar önümüzden geçiyorlardı. Biraz uzakta olan iki sırtlandan birinin ağzında bir hayvan bacağı bulunuyordu ve diğeri bunu ondan kapmaya çalışıyordu. Masai Mara’da siyah gergedan gördüğümüz için oldukça şanslıydık. Burada ise beyaz gergedanı yakından görmek çok olağan. Zürafalar da benzer şekilde yolun 10-15 metre yakınlarında bulunuyorlardı. Yavrusu yanında olduğu halde araçlardan hiç ürkmediler.
Saat 11:00 gibi milli parktan ayrılarak Nairobi’ye yolua koyulduk.

Nairobi’de kalacağım yer ve Arusha’ya gidiş konusunda şoförüme danıştım. O da Arusha’ya kalkan minibüslerin hemen yanında bulunan Parkside otelde yerimi ayırttı. 5-6 saatlik yorucu bir yolculuktan sonra Narobi’ye kalacağım otele vardım.

Otele eşyalarımı bıraktıktan sonra hava kararana kadar bir tur atmak üzere dışarıya çıktım. Gezilecek ilginç bir yer olmadığını bilmeme rağmen elimdeki harita ile sokakları gezmeye başladım. Fakat tehlikeli bir yer olduğunu bildiğim Nairobi’de beyaz olmanın ne demek olduğunu hemen anlamaya başladım. Hemen bir safari operatörü peşime takılıp elindeki kartvizitlerle tur satmaya çalıştı. Bu kişilerin muhtemelen firmalarla ilgisi yok ve götürdükleri turist karşılığında paylarını alıyorlar. Tur istemediğinizi söylerseniz de peşinizi bırakmayıp sizinle birlikte yürüyorlar. Biri pes edip peşinizi bıraksa da biraz sonra diğeri görevi devralıyor. Buna rağmen sabredip ana caddelerde epey bir dolaştım. Daha sonra bir internet dükkanına girip bir süre gazete vb. inceledim. Dükkanda çok kalmadan çıkıp bir süpermarket aramaya koyuldum. Bu arada tabii ki dilenci ve tur satıcı tacizleri devam etti. Hava karardıktan sonra bu tacizlerin kabalaşıp tehlikeli bir durum alacağından hiç şüphem yok.

Hava kararmaya başladığında otele yakın bir sürpermarketten akşam yemeğim için alışveriş yapıp otele döndüm. Zaman ilerledikçe otelin ömrümde kaldığım en kötü otel oduğunu anlamaya başladım. Odam giriş katında koridorun sonundaydı. Otelin orta kısmında ise bir lokanta bulunduğunu daha sonra anladım. Hiçbir ses yalıtımının olmadığı odamda uyumak, gürültülü bir lokantanın ortasında uyumaktan farksızdı. Ayrıca kapının üzerindeki camdan giren ışık nedeni ile oda oldukça aydınlıktı. Yatağın üzerinde bulunan cibinlik ise biyolojik ortamın da pek hoş olmadığı hissini uyandırdı.

Bir süre uyumaya çalıştıktan sonra mümkün olmadığını görünce lobiye gidip odamı değiştirmek istedim fakat yer olmadığı söylendi. Bunun üzerine o başka bir otele gitmeyi düşündüysem de bulacağım yerin de bundan iyi olacağının garantisi yoktu. Ben de lobideki koltuğa oturdum ve kitap okumaya başladım. Bir saat kadar oyalandıktan sonra tekrar odaya dönüp kulaklığımı takıp müzik dinleyerek uyumaya çalıştım. Sanırım saat 1 sularında sesler biraz azaldı ve pek kaliteli olmasa da uyuyabildim.

6. GÜN                   18 Temmuz

Sabah 8:15’te otelden ayrılıp Arusha minibüsüne yerleştim. (Nairobi-Arusha 30$) Beklendiği şekilde minibüs 1 saat kadar geç hareket etti. Sınıra geldiğimizde minibüsten inerek büroya girdik. Vizemi aracı kuruma 130$ ödeyerek Türkiyeden aldığım için işlemlerimin hemen yapılacağını sanıyordum. Fakat vizesi olamayanlar gibi ben de kalabalık gişelerin önünde bekledim. Bu hengame arasında diğer turistler de 50 Euro karşılığı vizelerini aldılar ve minibüsümüzle tekrar yola koyulduk. Yolculuğumuz sırasında da yolun kenarlarında zebra, zürafa vb. hayvanlar görebildik. 6-7 saatlik yorucu bir yolculuktan sonra Arusha’ya vardık. Terminalden şehre inmek için bir minibüse bindik. (2$) Bir rezervasyonum olmadığı için amacım önce uygun fiyatlı bir otel, bir safari turu  ve daha sonra Zanzibar’a uçak bileti ayarlamaktı. Minibüste bulunan bir adam (Bay Gladstone) nereye gittiğimi, safari isteyip istemediğimi sorudu. Bu komisyoncuya para kaptırmak istemediğim için başka firmalarla yazıştığımı belirterek pek birşey söylememeye çalıştım fakat adamın tavrı yapışkan sokan satıcılarından farklı olarak oldukça kibardı. Yolculuk sırasında mevsimin Serengeti için düşük mevsim olduğunu, büyük göçün Masai Mara’da olduğunu ve gurup bulmamın zor olduğunu söyleyerek ertesi gün hareket edecek 5 günlük bir Lake Manyara, Ngorongoro, Serengeti tur gurubunun bulunduğunu söyledi. Arusha Otel önünde (saat kulesi meydanında) minibüsten inerken kartvizitini verdi ve indiğimiz yerde beklemeye başladı. Ben de kalacak yer bulamazsam kendisini arayacağımı söyleyerek Arusha otele girdim. Otelin kaliteli bir yer olduğunu gördüm ve gecelik oda fiyatının 240$ olduğunu öğrendim. Benim için pahalı olduğunu söyleyince lobideki kişi kaç para verebileceğimi sorduysa da teklifte bulunmadan lobiden ayrıldım. Bay Gladstone beni bekliyordu ve yanına gittim. Aslında fazla fiyat alacağını bildiğim halde biraz da önceki gecenin sinir bozukluğu, Tur şirketlerinin kasabada dağınık yerlerde bulunması, Arusha’nın pek hoş bir yer olmadığının da etkisiyle biraz fazla para vermeyi göze aldım. Bay Gladstone bir taksi çevirdi ve safari organizasyonu ofisine gittik. Odada duvarda bir serengeti haritası çizilmişti ve tur işi yaptığı belli oluyordu. Önerdiği turu anlatmasını istediğimde detaylı olarak anlattı, şirketinin sicil belgelerini be bir taktir yazısını gösterdi. Daha sonra fark ettim ki bay Glangstone’da bizi başka tur operatörlerine satmış.
Daha sonra Gladstone beni otelime bıraktı ve yarın sabah 8:30 beni otelden alacağını söyleyerek ayrıldı.

xdsc08502.jpg

Pazar yerinden közde mısır alıp pazar yerinde yiyerek dolaştım. İnternet dükkanında bir süre kadar kaldım. Burada da birşeyler satmak üzere tacizler olmakla birlikte Nairobi kadar kötü değildi. Genç bir tanesi ile ilk birkaç cümleden sonra peşimi bıraksın diye sorularını duymazlıktan gelerek yürümeye devam ettim. O da sinirlenerek arkamdan sırt çantamı çekiştirdi. Sinirlenerek döndüğümde neden cevap vermediğimi sordu. Sonrasında peşimi bıraktı. Bir süre daha dolaştıktan sonra bakkaldan birşeyler alarak otele döndüm. Bir süre sonra Gladstone’un yarın gelmeyebileceği şüphesi aklımı kemirmeye başladıysa da ertesi gün geldi.
Bu şekilde bundan sonraki 5 günün planı da tamamlanmış oldu.

7. GÜN                   19 Temmuz

Sabah saat 8:45’te Gladstone beni otelimden aldı ve kaliteli bir araba ile tur aracımıza götürdü. Bu seferki Safari aracımız yeşil renkli bir land rover. Turda 24 yaşındaki Amerikalı Logan, yaşlıca Hollandalı bir çift ve Slovenya’lı iki kız bulunuyordu. Logan 6 aydır Amerika dışında Afrikanın çeşitli ülkelerinde dolaşıyormuş. Arushaya da Zanzibardan gelmiş. Hollandalı çiftin ikisi de öğretmen ve onlar da buradan önce Daniel ve Christina gibi Klimanjaro’ya tırmanmışlar. Burada turun Lake Manyara ve Ngorongoro kısmına katılacaklar. Benzer şekilde Slovenyalı kızlar da sadece Lake Manyara ve Ngorongoro kısmına katılacaklar.

Lake Manyara ‘ya yolculuğum sırasında en çok ilgimi çeken durum, misyonerlik faaliyetlerinin yoğunluğu oldu. 40-50 hanelik bir kasabadan geçerken bile büyük bir kilisenin kurulmuş, diğer birkaçının da inşaat halinde olduğunu gördüm. Bu kiliseler farklı isimler taşıyordu. Sadece ortodoks ya da katoli gibi bir sınıflama değil, … kardeşlik vb. isimler bulunuyordu. Kiliselerin de rekabet halinde olduğu anlaşılıyor. Hatta daha da ilginç olanı, ilk bakışta hippi minibüsü görünümünde olan bazı araçların üzerindeki resim ve yazılara dikkat edildiğinde, resimlerin Hz. İsa’ya ait olduğu ve yazıların da insanları kendi kiliselerine davet amacı taşıdıkları fark ediliyordu. Adeta bir seçim minibüsüne benzeyen bu tip araçlardan birkaç adet gördüm.

Lake Manyara, Masai Mara’dan sonra oldukça yavan kaldı. Park girişindeki babunlar dışında pek ilginç bir görüntü aklımda kapmadı. Gerçi yeterli bir süre olsa irili ufaklı bu babunların güzel fotoğrafları çekilebilirdi.. Akşam kamp alanımıza geldik. Logan ve benim için ayrı ayrı çadırlar kuruldu. Hollandalı ve Slovenyalılar ise oda konaklamalı tercih ettikleri için kamp alanındaki odalarda kaldılar. Çadırımızın yanında bir havuz var. Havuzun, bir sivrisinek yuvası olması endişem neyse ki gerçekleşmedi. Akşam yemeğinde aşçımız benim için özellikle vejeteryan sebze yemeği hazırlamıştı. Diğer arkadaşlar ise etli bir yemek yediler. Bunun dışında pilav vardı. Aşçımızın yemekleri iyi. Anladığım kadarı ile kamp alanına yer ve mutfak kiralanıyor, yemeklerin hazırlanması tur şirketinin aşçısı tarafından sağlanıyor.

8. GÜN                   20 Temmuz

Sabah kahvaltımızı saat 9:00 gibi tamamlayıp Ngorongoro krateri için yola çıktık. Öğrendiğim kadarıyla Hollandakı çift ve Slovenyalı kızlar Ngorongoro’dan sonra turdan ayrılacaklar. Daha sonra şoförümüzün de kendi tur şirketimin olduğunu öğrendim. Anlaşılan o ki; tur satıcılar ellerindeki müşterileri ortaya koyarak işi birine veriyorlar. Müşteri bulanlar da komisyonlarını alıyorlar. Bu da Tanzanya turunda epey bir kazıklandığımı ortaya koyuyor…

Fazla uzun sürmeyen bir yolculuktan sonra krater alanına vardıysak ta güvenlik görevlileri tarafından bir süre bekletildik. Sanıyorum belgelerimizdeki eksikliklerden dolayı bir sorun yaşandı ve sorun yaklaşık 1 saatimize mâl oldu. Bir miktar rüşvet ile işin çözüldüğünü tahmin ediyorum. Böyle sokaktan bulunan turlarda karşılaşılabilecek önemli bir sorun da bu. Eğer parka giremeseydik Mr Gladstone’dan paramızı geri alabileceğimizi pek sanmıyorum.

Parkı girişinde beklerken giriş binasında duvarda bulunan bir ilan ilgimi çekti. İlanda, bölgede vahşi köpek görenlerin yer ve zamanı kaydederek fotoğraflarını çekmeleri ve bildirilen telefona bilgi vermeleri rica ediliyor. Anlaşılan, neslinin tükenmekte olduğu söylenen bu hayvanlara gerçekten bölgede raslanmaz olmuş.

Ngorongoro biyolojik çeşitlilik açısından çok zengin bir ortam. Nispeten dar bir bölgede pek çok çeşit hayvana raslamanız mümkün. Uzaktan da olsa çita, aslan, bolca sırtlan, çakal, zürafa…vb. görme imkanımız oldu. Bu bölgede bol miktarda sırtlan mevcut. Yolun kenarında uyuyan genç sırtlanlar, birbirinden yemek çalmaya çalışan diğerleri oldukça güzel görüntüler veriyorlardı. Üzerindeki yazılardan Frankfurt’tan geldiği ve özellikle sırtlanlar üzerinde bir araştırma yaptıkları anlaşılan bir minibüsün uzun süredir bu bölgede olduğu anlaşılıyor.
Çakallar da, sırtlanlara benzer şekilde yola yakın bir yerden bizi gözlemekten çekinmiyorlar.

Akşam yeni kamp alanımıza geldik. Bu arada Hollandalı çift guruptan ayrıldı ve turda Logan ile kaldık.

Şoförümüz ve aşçımız çadırları kurma ve yemek işlerine giriştiklerinde biz de çevreyi tanımaya çalıştık. Bu arada Loganın da Serengeti’den sonra turdan ayrılacağını öğrendim. Bu durumda Mr Gladstone beni son kalan adam olarak Lake Turkana’ya başka bir guruba dahil etmeyi planlıyordu. Bu durumu kabul etmediğimi, son gün tura katılmayacağımı, bunun yerine son gün için Zanzibar’a uçak bileti istediğimi şöföre söyledim. O da Gladstone ile konuştu. Şoför, Gladstone’un bunu kabul etmeyeceğini düşündüyse de Gladstone olumlu karşıladı ve otel rezervasyonumu da bir gün önceye aldırtacağını, uçak biletimi ayarlayıp otelime getireceğini söyledi. Buna çok da şaşırmadım. Çünkü; 165 $ olduğunu daha sonra öğrendiğim uçak biletini bana 215$ ‘a sattı. Son gün için turumu iptal etmese idi uçak biletini kendisinden almayacağımı bildiğinden ve günlük tur komisyonunun da 50 $ dan daha aşağı olacağından onun kazanacağı para açısından bir zararı olmadı. Aslında sırtımdan epey bir para kazanmasına rağmen, Gladstone oldukça işine yaradı. İyi sayılabilecek bir otel, safari, Zanzibar uçak bileti işlerimi gördü. Bu destekler olmasaydı daha can sıkıcı durumlar yaşanabilirdi.

Kamp alanımız denizden 2000 metre kadar yüksekte olduğu için temmuz ayında olmamıza rağmen oldukça soğuk. Gecenin de oldukça oldukça soğuk olacağı belli. Bu arada akşam yemeğini beklerken Logan beni çağırıp, kamp alanının çöplerini eşeleyen iki yaşlı fili gösterdi. Çöpler mutfaktan 20-25 metre uzaktaydı. 10-15 metre yakınlarına kadar gidip filleri izledik. Sakin görünmelerine karşın evcil olmadıkları için fazla yakınlarında bulunmak istemedim. Birkaç fotoğraf çektikten sonra çadırımın yanına döndüm. Fakat biraz sonra iki fil, kamp alanının su deposundan su içmeye geldiler. Kamp alanındaki insanlar filleri fark edip fotoğraf çekmeye başladılar. İnsanlar fillerin 5-10 metre yakınında toplanıp flaşla fotoğraf çekmekten çekinmediler. Fillerin flaştan ürkerek saldırması durumunda orada toplanan 15-20 kişinin yaralanması işten bile değildi. Kamp korucusunun elindeki kaleşnikov tüfekle filleri kontrol etmesine rağmen bu tüfeklerin kızmış filleri önlemeye yetmeyeceği aşikardı. Neyse ki kötü bir durum yaşanmadı, filler bizim de akşam yemeğimizin yapılacağı sulara hortumlarını sokarak sularını içtikten sonra ağır hareketlerle kamp alanından ayrıldılar. Umarım filler geceleyin kamp alanını tekrar ziyaret etmeye kalkmazlar..

YAZININ DEVAMI İÇİN “PAGE 3″Yİ TIKLAYINIZ…

Pages: 1 2 3 4

Comments are closed.