KENYA TANZANYA ZANZİBAR

9. GÜN                   21 Temmuz

Soğuk bir gecede, birkaç kez üşüyerek uyandıktan sonra nihayet sabah oldu. Saat 6:30 gibi uyanıp kahvaltımızı yapıp çadırlarımız toplandıktan sonra Serengeti’ye yola koyulduk. Serengeti’ye varışımız saat 9:30-10:00 ’u buldu.

Serengeti Masai Mara ile karşılaştırıldığında oldukça büyük. Bu kadar büyük bölgede yol kenarındaki tompson ceylanları ve benzer hayvanların dışında pek birşey göremeyeceğimizden endişelendim. Ayrıca büyük göç bu bölgeyi geçtiği için hayvan miktarı da epey düşüktü. Bununla beraber, şansımız yaver gitti….

Bir yola gediğimizde şöför kenara durup dürbünle bir ağaca baktı ve, ağaçta bir leopar’ın bulunduğunu söyledi. Sevinçle leoparı gördük. Bu şekilde büyük beş’i tamamlamış oluyduk! (Aslan, fil, manda, gergedan, leopar) Uzakta olmasına karşın fotoğraf makinamın da yardımıyla leoparı uzun süre izleyip bol bol fotoğrafını çektik.

xdsc09254.jpg

Daha sonra şansımız devam etti ve diğer araçların toplandığı bölgeye gittiğimizde 5-6 aslanlık bir sürünün, bir zebrayı henüz yakaladığını gördük. Uzaktan da olsa aslanın, zebranın boğazını ısırırken zebranın hâla canlı olduğunu gördük. Yanlarına yakın bir noktada yer bulduğumuzda zebra ölmüş ve diğer aslanlar da ziyafetin başına gelmişlerdi. Bu sırada bir diğer zebranın acı acı anırma sesi geliyordu. Bu ses biz orada olduğumuz süre boyunca kesilmedi. Burada dişi aslanlar iştahsız şekilde avı yerlerken sağdan bir erkek aslanın ava doğru geldiğini gördük. Belgesellerde gördüklerimizi düşünerek dişi aslanların ona öncelik vereceğini, erkek aslan yemeğini yedikten sonra dişilerin devam edeceğini bekliyorduk. Fakat erkek aslan ava 20-25 metre kala durup yere yattı, beklemeye başladı. Dişiler de iştahsızca avı yemeye devam etiler. Bariz olarak anlaşılıyordu ki, aslanlar pek aç değildi. Aslanlardan birinin boynuda tasma vardı ve anlaşılan sürünün hareketleri takip ediliyordu. Ayrıca sürüde birkaç adet de yavru aslan vardı. Yavrulardan biri de yemeğe katıldı…

Aslanların yanından ayrılılırken bu günü kurtardığımızı düşünüyorken günün, hatta tüm tatilin en güzel hayvanını gördüm. Bir leopar çalıların arasından çevreyi gözlüyordu. Sadece kafası görünen leopar zaman zaman otların arasında kayboluyor ve farklı bir noktadan çıkıyordu. Neyse ki utangaç oldukları bilinen leopar bizden ve diğer bir araçtan fazla korkmadı ve biz yokmuşuzcasına hareketlerine devam etti. 8-10 metre yanımızdan yürüyerek ilerledi ve devrilmiş bir ağaç kütüğünde pençelerini keskinleştirdi. Daha sonra dere yatağına doğru ilerleyerek kayboldu. Bu arada güzel fotoğraflar çekme şansımız oldu. Aslanın kral, çitanın hız rekortmeni olmasına karşın en güzellerinin leopar olduğu fikrine vardım.

Daha sonra serengetinin ortasındaki kamp alanımıza geldik. Çadırlarımız kuruldu. Ben de şehir ışıklarından uzakta, kulağımda müzikle yıldızları seyretmeye karar verdim. Çadırdan matımı alıp yan tarafa sererek uzandım ve kulağımda müzikle yıldızları izlemeye başladım. Az sonra yolda bir araba durarak bana birşeyler söylemeye başladı. “Kim bu münasebetsiz?” diye düşünürken beyfendi çevrede bolca black mamba ve akrep bulunduğunu, yerde yatmanın tehlikeli olduğunu söyledi. Sağolsun… Hemen toparlanıp matımı çadıra koyup çadırın herhangi bir yerinde delik olup olmadığını kontrol ettim. Akrep çok korkutucu değil fakat kara mamba son derece tehlikeli. (Yılan siyah lakabını, ağzının içinin siyah olmasından almaktadır. Karada yaşayan en hızlı yılandır ve son derece saldırgandır. Bir ısırığında 100 insanı öldürebilecek seviyede zehir zerk eder. Panzehir uygulanmaması durumunda ölüm kesindir. Kaynak:wikipedia)

10. GÜN                   22 Temmuz

Saat 6:30’da kalkıp kahvaltımızı yaptıktan sonra saat 7:00 gibi kamp alanından ayrıldık. Saat 10:30’a kadarki turumuz sırasında, daha önce gördüklerimizden farklı bir sahne görmedik. Daha sonra Arusha’ya doğru yola koyulduk ve saat 14:00 sularında Arusha’ya vardık. Şoför ve aşçıya 20.000 ‘er Tsh bahşiş verdim. Otele döndükten bir süre sonra Gladstone’dan telefon aldım ve saat 18:00’de uçak biletimi otele getireceğini belirtti. Saat 18:30 sularında otelin kafeteryasında Gladstone’a günlük tur ücretinden uçak biletinin farkı olan 55 $’ı ödeyerek biletimi aldım.

11. GÜN                   23 Temmuz

Uçağım saat 10:30 ‘da kalkacak olmasına karşın tedbirli olarak erkenden lobiye indim. Lobiden bir taksi çağırmalarını rica ettim. 30-40 dakika boyunca taksi gelmeyince endişelenmeye başladım. Uçağımın Arusha havaalanından değil de, Klimanjaro (Moshi) havaalanından kalkacağını öğrendiğimde endişem iyice arttı. Resepsiyondaki bayana Gladstone’u aratıp yapmam gerekeni sordurdum ve Arusha’dan uçağım için servis bulunduğu bilgisini aldım. Resepsiyondaki bir görevli bir taksi buldu ve servis noktasına zamanında yetiştim. Bu kez de servis 30-40 dakika kadar geç kalktı fakat bu servis ulaşmadan uçağın kalkmayacağı söylenince endişem kalmadı. Havaalanına uygun saatte varıp bagajlarımı verdim ve pervaneli uçağıma binmek üzere terminalde beklemeye koyuldum.

2 saat kadar süren yolculuktan sonra Zanzibara ulaştım. Adanın uçaktan görünümü çok güzeldi. Turkuz renkli sular ve beyaz kumlar tam bir tropik ada izlenimi veriyordu. Bagajımı aldıktan sonra pasaportumu nerede mühürletebileceğimi sorduğumda buna gerek olmadığı söylendi. Bir taksiye binip Flamingo GH ye gitmek istediğimi söyledim.

Flamingo’ya varıp da yer bulunduğunu öğrenince odayı görmek istedim. Çatı katındaki müstakil banyolu odalardan köşedekini tercih ettim ve geceliği 12 $ ‘a anlaştık. Önce 4 günlük peşin vererek süreyi uzatabileceğimi belirttim. Odaya yerleşip bir süre dinlendikten sonra Stonetown’da ilk turuma çıktım. Adada arap kültürü açıkça hissediliyor. Beyaz entarili takkeli insanlar, dar labirenti andıran sokaklar, sokak satıcıları… 2-3 saatlik turun ardından Stontown’ın pek çok yerini gördüm. Dönüş uçağı için biletimi erkenden ayarlamak için, gördüğüm Kenya Hava Yolları ofisine girdim. 1,2 ağustos günü için uçaklarda yer olmadığın ve bilet fiyatının 340$ olduğu söylendi. Yoğun sezonda bulunulduğu için uçak bileti bulmanın zor olacağı söylendi.

xdsc09805.jpg

Akşam yemeğimi bir büfede, camekanda satılan patates kızartması ve kola ile geçiştirdim. Flamingo’ya dönerken sokaklarda defalarca kez kayboldum. Kurstan çıkan genç kızlara yolu sorunca beni yakınına kadar götürdüler. İlk günün akşamında odamın penceresini açık bırakıp uykuya daldım.

12. GÜN                   24 Temmuz

Oda fiyatına dahil olan sabah kahvaltımda sahanda iki adet yumurta, yağ, reçel, zencefilli çay ve meyve bulunuyordu. Sonrasında kapısında turizm danışma yazmasına karşın haritayı para ile satan ofisten 3 $ ‘a bir Stone Town haritası aldım.  Harita üzerinde bulunan turistik noktalardan biri olan Beyt’el Acaip ‘i gezerek işe başladım. Sahildeki büyük binanın içinde görmeye değer birşey bulamadım. Sokakları gezerken uçak bileti satan bir ofis bulup sorduğumda 2 ağustos günü Precision air ile Nairobi bileti olduğu ve fiyatının 210 $olduğu söylendi. Biletin onaylanıp onaylanmadığını sorduğumda onaylandığını ve yarın 11:00’de gelip alabileceğim söylenince parayı yatırdım.

Günüm şehrin sokaklarını dolaşmakla geçti. Harita üzerindeki turistik noktaları hemen hemen tamamladım. Ertesi gün için Spice Tur rezervasyonumu yaptırdım. Saat 9:00’da Flamingo’dan tur için alacaklar.

Adada bol miktarda turist bulunduğu için turiste alışkınlar fakat satıcılar ve dilenciler oldukça rahatsızlık verici. Turist olduğunu gören satıcılar peşinize takılıyor ve ihtiyacınız olan ne ise sizi ilgili yere götürüp komisyonunu alıyor. İstemediğinizi söyleseniz de çok yapışkan davranıyorlar. Türkiyeden geldiğimi duyduklarında Necmi adında birini çağırdılar. 4-5 sene kadar aksarayda yaşadığı için yarım yamalak Türkçe öğrenmiş ve nedense (?) bana da çok içi ısındı. Papazı bulduk…

Akşama doğru Flamingo’ya dönerken caminin sokağında yiyecek tezgahlarının kurulduğunu gördüm. Gözlemeye benzer kıymalı pide, çöp şiş, patates kızartması, şeker kamışı suyu, hindistan cevizi vb arasından pide yemeyi tercih ettim. Hijyen konusunda pek titiz davranmadım ve adının Ali olduğunu öğrendiğim ustaya saç üzerinde kızartılan kapalı pideden sipariş ettim. Alüminyum bir kase içinde servis ettiği pide çok lezzetli idi. Böylece akşam yemeklerini halledebileceğim yeri kararlaştırmış oldum.

13. GÜN                   25 Temmuz

Sabah kahvaltımı yaptıktan sonra tur için beklemeye başladım. Biraz gecikmeden sonra tur minibüsü geldi ve turumuza başladık. Minibüsle 30-40 km kadar kuzeye gidip bir baharat çiftliğine yola koyulduk. Yol üzerinde bir hamam kalıntılarına uğrayıp 15-20 dk kadar vakit harcadık. Daha sonra baharat çiftliğine varıp turumuza başladık. Vanilya, karanfil, tarçık, zencefil vb. pek çok baharatın bitki halini gördük, tadlarına baktık. Öğlen olduğunda tur ücretimize dahil olan yemeğimizi yedik. Yüksek hindistan cevizi ağaçlarına tırmanan çocuğu hayretle izledik. 15-20 metrelik kısmında dal olmayıp üst kısımlarında meyve ve yapraklar olan bu ağaçlara tırmanmak için bir araç geliştirmişler. İpten bir 8 olarak tanımlanabilecek bu aletin iki güzünü iki ayağına takarak ağaçın gövdesinde iki ayağıyla birden adım atarak yürür gibi yukarıya kadar tırmanıp iniyorlar. Bizler için birer hindistan cevizi topladılar. Ayrıca hanımlara hindistan cevizi yaprağından kolye ve çanta, beylere birer şapka örüp verdiler. Turumuzun tamamlanmasından sonra Stone Town’a geri döndük.

İlk iş olarak rezervasyonunu yaptığım uçak biletini almaya gittim. Fakat rezervasyonun geçersiz olduğunu, sözkonusu uçakta yer olmadığını öğrendim. Rezervasyon teyidini yapmış olmalarına rağmen böyle bir durumun yaşanması canımı sıktı. Bunun yerine çözüm olarak 2 Ağustos’ta Arusha’ya uçmaya, oradan da kara yolu ile Nairobi’ye gitmeye karar verdim ve bilet için başvuruda bulundum. Umarım bu bilette de sorun yaşanmaz. Feribotla 7-8 saatlik bir yolculuğu ve Dar’es Selam’dan Nairobiye gitmeye çalışmayı gözüm kesmiyor.

Günün sonrasında çevre gezilerine devam ettim.
Akşam saatlerinde 100-150 kadar çocuk, genç sahilde toplanıyorlar ve zengin bir sosyal ortam oluşuyor. Çocukların bir kısmı akrobatik hareketlerle kaldırımdan denize atlıyor, bir kısmı yüzüyordu. Bazıları ise kumların üzerinde yatırdıkları büyük bir kamyon lastiğinin üzerinden sıçrayarak havada parande atıp ayakları üzerinde düşüyorlardı. Çocuklar çok atletikti ve bazıları oldukça ustalaşmışlardı. Düz parande, ters parande, burgulu dönüş … Onları uzun süre izledim. Havanın kararmasına yakın saatlerde futbol maçı için diğer etkinlikleri bıraktılar. Bir futbol maçı ki akıllara zarar. 30-35 metrelik sahada takımlar 25-30’ar kişilik. Bazı oyuncuların ayağına hiç top deymeden maç sona eriyor. Top daha çok kıdemli gençlerin ayağında ve birkaç girişken bızdık top nereye giderse oraya koşuyor. Fakat müthiş bir sosyal ortam oluşmuş. Hemen hepsi yalınayak, hepsi fakir fakat gülümserken gözleri gülüyor. Ara sıra gözüm turistlerin çocuklarına takılıyor. Gelir seviyeleri yüksek ailelerden oldukları anlaşılan çocuklar, futbol oynayanlara öylece bakıyorlar. Muhtemelen onlarla birlikte oynamayı içlerinden geçiriyorlardır.

YAZININ DEVAMI İÇİN “PAGE 4″Yİ TIKLAYINIZ…

Pages: 1 2 3 4

Comments are closed.