KENYA TANZANYA ZANZİBAR
14. GÜN 26 Temmuz
Bu gün için özel bir planım yok. Sabah kahvaltısından sonra müze gezisi, internet vb. zaman geçirdim. Rezervasyonunu yaptırdığım uçak biletini almaya gittiğimde iyi bir haber aldım. 2 Ağustosta saat 16:30 da Nairobi’ye uçak bileti bulduklarını öğrendim. Biletin fiyatı biraz pahalı (286 $). Fakat diğer seçenekler de çok mantıklı değil. Fiyat farkını ödeyip bu bilet için rezervasyon yaptırdım. Umarım tekrar bir aksilik yaşanmaz.
15. GÜN 27 Temmuz
Bu sabah kahvaltıdan sonra biraz kitap okuyup dolaşmaya çıktım. İnternette 1-2 saat vakit harcadıktan sonra uçak biletimi almaya gittim. Çok şükür aksilik yok, bilet işi halloldu.
Günüm stonetown’da sokaklarda dolaşmakla geçti. Zanzibar için 3-4 günün yeterli olacağına kesinlikle inandım. Kalan günlerin bir an önce geçmesini diliyorum. Aslında bir ara Uganda’ya geçmeyi düşündüm. (sınırda vize almak mümkün) Tatilden önce kısa bir inceleme yapmış ve gitmeye değmeyeceğine karar vermiştim. Burada sıkılmaya başlayınca kararımı tekrar gözden geçirdim. Fakat uçağın dışında, Nairobi’ye dönmek için 8-9 saatlik yorucu bir yolculuk gerekmesi, görülecek fazla birşey olmaması aynı sonuca varmamı sağladı. Bakalım, kalan günleri geçirmeye bakacağım…
Akşam Sunset Cruise adı verilen bir yelkenli turuna (30 $) katıldım. Tur için tek kayıt yaptıran ben olmama rağmen tur iptal edilmedi. Personel dışında pek bir maliyeti olmayan bir tur. 8-10 metrelik bir teknede iki personel, 1,5 saatte 30$. “Bereket versin” diyorlar sanırım.
Saat 17:00 gibi açılıp gün batımında biraz dolaştık. Ücret biraz pahalı aslında, fakat yerel bir yelkenli ve merak ettim. Kıyıdan biraz açıldıktan sonra rüzgar şiddetlendi ve yelkenli yanlamaya başladı. Yelkenin kontrollü kaptanda olduğu için endişelenecek birşey yok, fakat kaptan biraz tadını çıkartmak için yelkenliyi epey yatırdı. Yattığımız taraf, suyun en fazla bir karış kadar yukarısında kalıyordu. Turda tek kişi olduğu için sanırım, biraz erken döndüğümüz hissine kapıldım. Yine de hoş bir deneyim oldu.
16. GÜN 28 Temmuz
Sabah kahvaltısından sonra alıştığım şekilde, kitabımı okumaya devam ettim. Erica JONG’un 388 sayfalık Sappho kitabını tamamlamak üzereyim. Sonrasında sahile indim ve yüklenmekte olan gemileri izledim. Sahildeki minik yengeçleri izlemek çok keyifli. Kumlara açtıkları deliklerden ara sıra çıkıp, yaklaştığımı gördüklerinde tekrar içeriye giriyorlar. Bazen boş bir deliğin başında sabırla beklediğimde göz göze geliyoruz.
Öğleden sonra pazar yerine gidip oldukça büyük bir ananas aldım. Uygun bir ağaç altında bıçağımla parça parça keserek yedim. Biraz ham olduğu için oldukça ekşiydi ve tamamını bitiremeden bıraktım…
Daha sonra stonetown’ın kuzeyinde kalan tersaneye gittim. Denizin epey çekilmiş durumda olduğu ortamda hummalı bir çalışma vardı. Teknelerinden balık ve yük indirenler, teknelerini tamir edenler, satıcılar… Oldukça canlı bir ortamdı. Fotoğraf çekmek için çok güzel bir ortamdı fakat insanların rahatsız olmasından çekiniyordum. Nitekim çekinerek birkaç poz çekerken 10-15 metre uzaklıktaki işçilerden biri bundan rahtsız olarak eliyle çekmememi işaret etti. Eh, aslında onun fotoğrafını çekmememe rağmen, bu onun en tabii hakkı…
17. GÜN 29 Temmuz
Bugünü, adanın kuzeyinde kalan NUNGWİ köyüne gitmeye ayırdım. Sabah saat 9:00’da turistler için çalışan bir minibüsle 10.000 şilin karşılığında köye geldim. Köyde, dalgıçlık için çok elverişli kumsallar var. Buna paralel olarak dalış organize eden çok sayıda firma var.
Beyaz kumlar üzerinden, turkuaz renkli denizi uzun süre izledim. Köyün kuzeyine doğru epey yürüdüm. Bunların dışında çok özgün birşeyle karşılaşmadım ve öğleden sonra stonetown’a dönmeye karar verdim. Turistlere hizmet veren minibüslerden birine binmek yerine halkın kullandığı “daladala” adlı kamyoneti denemeye karar verdim. Bu araç bildiğimiz kamyonet. Kasasında kanarlar boyunca tahtadan sedir yapılmış ve gelen istediği yere oturuyor. Yola çıktığımızda kasada 7-8 kişiydik. Köşe bir noktada oturmuş havadar havadar giderken fena olmadığını düşünmeye başlamıştım. Biraz sonra 7-8 kişi daha binince biraz sıkışmaya başladık. Daha sonra 2-3 kişi inip az sonra 6-7 kişi daha bindiğinde iyice sıkışmaya başladık. Sedir üzerinde bir karışlık yer açılınca biri gelip pat diye oturuyor. Araba hareket edince oturan kişi sarsıntıyla yerine iyice yerleşmiş oluyor. Bu arada oturanın sağında ve solunda bulunan kişiler de epey şekil değişikliği yaşıyor. Oturulacak hiç yer kalmadığında son binenler ortadaki boşluğa çökerek yolculuk yapıyorlar. Atletik olan gençler aracın kenarlarından tutunarak adeta sörf yaparak ilerliyorlar. Prensip şu : “her müşteri için yer var, kimse yolda kalmayacak!” 50-60 kilometrelik yolun kaç saat sürdüğünü hatırlamıyorum fakat değişik bir yolculuk oldu. Aslında konforunu bir yanına bırakırsak her toplum, kendi şartarına uygun bir çözüm oluşturuyor. Daladala’lar sayesinde 50-60 kilometrelik bir yol 1500-2000 şilin karşılığında gidilebiliyor. Bu fiyata da bu koşullar normal…
18. GÜN 30 Temmuz
Akşama doğru, sahildeki paravanlarla kapalı bölümde bulunan parkın açılış töreni vardı. Adanın devlet erkanı törendeydi ve epey kalabalıktı… Bando, konuşmalar vb…
19. GÜN 31 Temmuz
Bugün de özel bir durum yok. Akşam olsa da yatsam modunda bir gün daha geçirdim…
21. GÜN 1 Ağustos
Sürekli geç uyandığım için balık pazarında sabahın erken saatlerinde gerçekleşen balık satış müzayedelerini kaçırıyordum. Bu sabah erken kalkarak balık pazarına müzayedeye gittim. Balıkçılar tuttukları balıkları bir tezgahın üzerine koyuyor ve açık arttırma usulü balıklar satılıyor. Meydancı da bu arttırmayı idare ediyor ve işin fazla uzamasını önlüyor. Akyalar, kılıç balıkları, çeşitli müren balıkları, zürafa gibi desenleri olan bazı balıklar üç-otuz paraya satıldı. Pişirebileceğimi bilsem balık alacaktım fakat maalesef… Aslında sokakta balık pişiren seyyar satıcıları bulmayı umuyordum fakat birkaç tezgah dışında satıcı göremedim. Onları da pek beğenmedim. Pideci Ali’ye devam…
22. GÜN 2 Ağustos
Bu sabah kahvaltıdan sonra flamingo’dan çıkışımı yapıp son kez sahilde turladım. Uçak için işlemlerin uzun sürdüğünü bildiğim için hava alanına 2-3 saat erken gitim. Gidince de çok iyi yaptığımı gördüm. Hava alanında elektronik bagaj alımı yok. Yolcular bavullarıyla sırada bekliyor ve sırası gelen kişi biletini ve pasaportunu görevliye teslim ediyor. Görevli de bir deftere elle birşeyler yazıyor, bir süre sonra da bagaj etiketleri bagajınıza yapıştırılarak bagajlar teslim alınıyor. Arada sebebini anlayamadığım şekilde işlemler duruyor. Sıra kendine gelen bir yolcunun bagajını vermesi 5-10 dakika sürebiliyor.
Pervaneli uçağımıza binip Nairobi’ye varınca tekrar vize almam gerekeceğini düşünüyordum. Neyse ki tekrar vizeye gerek duyulmadı ve hava alanında İstanbul uçağımı beklemeye başladım. 7-8 saatlik uzun bir bekleyişten sonra uçağıma bindim. Bu şekilde tatilimin sonuna geldim.
Mustafa Çeşmeci